Yalnızlık dokunurken iliklerine kadar, iyice bir dertleşmek istersin bazen.
Depresyonu koy kenara; terapi, tedavi falan değil de dertleşmektir ilacın.
O noktaya varana kadar neyi ne derece yoğun yaşamış olabilirsin, işte bunu konuşmak istersin.
Umutsuzca bir kara sevdaya tutulmuşsundur.
Yirmili yaşlarda kafaya taktığın ama ileride ne gerek varmış takmaya, diyeceğin…
Ah o platonik deneyimler yok mu? Kadınını ayrı üzer, erkeğini ayrı.
Belki de o dışarıdaki sıra dışılığının coşkusu, yalnızken kendi ahlakının olgunluğunda sakinleşiyordur.
O sakinlik bazan bir fırtına öncesi sessizlik bazan da küçük şeylerin çok da umurunda olduğudur.
Fırtınanın o sessizliği; ifade edemeyip içinde öfke biriktirmen, bombanın pimini çekmek üzere olmandır.
Duvara yumruğu çakar adeta kendi elini kendin kırarsın. Yavaş. Az yavaşla azcık sakin ol.
Küçük şeyler bir zamanlar sana uyku uyutmayıp gerginlik yaratırken nasıl olur da çok da umurumdaydı, dedirtir ki.
Belki de yaş alan kurt; kışı geçiriyor, yediği ayazı unutmuyor ve yalnız kalmak istiyordur salın bir beni diyerek.
O yaşı alana kadar daha neyi kafaya takabilirsin. Ölümü belki.
Ölmekten korkmazsın. Bu yaşıma kadar namaz kılmadığını, bu yaştan sonra namaz kılmanın samimi olmayacağını söylersin.
İçinde gençlik ateşine dair de hiçbir uhde kalmamıştır.
Torun tombalağa, otursalar da beni dinleseler dersin.
Bir de bakarsın ki sana internetin nasıl kullanılacağını öğretmelerinden bir gözlerin dolar.
Birileri bağırır çağırır umursamazsın; sertçe bakışın yeter.
Tokalaşırken adamın elini kırarsın Ezel dizisinin Ramiz Dayısına bürünerek.
Ya da ortamı terk etmeyi seçersin tartışmaya değmeyen mevzularda.
Bazılarına eskisi gibi selam sabahın bile olmaz, tanımadıklarınla daha çok selamlaşırsın.
Bazı telefonları bilerek açmazsın. Engellenen karakter yoksunlarının mesaj isteklerini saymıyorsundur bile.
Kendin olmanın doruklarındasındır. Zamanında denize karşı yaktığın o sigarayla içinde kaç kişi ölmeye başlamıştır, sen kendin gibi daha uzun yaşayabilesin diye.
Yüksek duygulu olağanüstü kişiliklerin içinde bir melankoli olduğunu söyler Aristoteles.
Bunun yanı sıra da kendine saygı, değer verme ve kendini önemseme yolunda gittiğin bir yıkımdır melankoli.
Tez yazmaya kaynak tarıyorsundur ve devam ederken, acaba savunmamda hocalar bana cahil muamelesi yapıp beni yerin dibine sokarlar mı melankolisi, beynini kemirir.
Şarkı sözü yazıp bestelersin, resmedersin ya da bir heykeltıraşlık denersin.
Sonra da eserinin bazı yerlerini ağır eleştirmenle yaratıcılığına acımasız olur ve kıskananları sevindirirsin.
Kimi zaman melankoli; evlenmeme kararı alan iki adamın, bir rakı masasına koyduğu dokuzdur.
Aşkı harcamanın doksan yolunda evlenmemekteki dokuz haklı sebeptir o.
Masa da masaymış ha bana mısın demiyor diyerek de meze edersiniz o paylaşılmayan yalnızlığı.
Gece 3’te barı kapatana kadar içmektir melankoli. Alkollerin takıntılarla birbirine girmesidir.
Bar sobasındaki odun ateşinin son külü ve barın sesi kısılarak kapanan, halen içinde çalmaya devam eden o son Fatma Turgut şarkısıdır.
Sabaha kadar yanan kamp ateşindeki demli çayın huzuruna yalnızlık senfonisinin sirayetidir.
Gündüz daldığın bir uykudayken öğleden önce telefonun çalması ve ikindi kahvaltısına, arayanın anasına avradına söverek uyanmaktır.
Annenin gençliğindeki politik sorunların çukuruna düşmeye devam etmektir.
Gündemin yapay sorunlarını, kodamanların daha da zenginleşmesini, hal böyle iken halkın birbirine düşürüldüğü oyalayıcı kamuoyunu Sözcü’den söverek okumaktır. Satmışım dünyanın anasını babasını.
Sence de hiçbir şey yapmamayı özlemek değil midir biraz? Yatağa uzanıp tavana bir süre boş boş bakmak mesela.
Her davet edilen yere, içinden gelmeyebileceği için gitmeyebilmendir. Geçmişte yapmakta zorunlu hissettiğin hiçbir şeyi yapmayı artık istemeyebilmendir.
Parayı iyice bir biriktirdikten sonra ya da ilk fırsatta mesleği bırakabilmendir. Bazı insanları bırakabildiğin gibi.
Sana iyi gelenleri, sevdiğin insanlarla daha sık yapmaya niyetlenmene kadar da hayatın sillesini yemendir.
Sırf sana ilgisi var diye âşık olmadığın bir kadının onayına bağımlı olmayı değil de hayalindeki kadını aramaya, ona ilgini net olarak belli etmeye ve onu olduğu gibi kabul etmeye cesaret etme kafasıdır.
Kendi kendine bulunduğun itiraflardır ve bunları başkalarına çaktırmamak.
Kimseye Etmem Şikâyet dinlemesine rağmen küçük şeylere şikayet eden tiplerin gereksiz ağlamalarına kulak tıkamaktır.
Nitekim hiçbir zaferin de sızlanarak kazanılmadığını fark edene kadar kendi yaşadığın sancılardan ibret almaktır.
Çimler bizim üzerimizi örtmeden bizim çimlere uzanmamızdır.
Karanlığa küfretmek yerine parlayan yıldız olmayı seçmektir.
Harap etmek yerine kendini, aslında farkında olmadan içindeki çatışmaların seni şefkatle iyileştirmesine yelken açmandır.
Anadolulu bir babanın dışarda ekmeğine katık bulamama hüznünü belli etmemesidir.
Batılılaşmış bir yurttaşın kendine yabancılaştığı günlere olan evrimidir.
İşçiye köylüye sormakla vakit kaybetmeden yapılmak zorunda olunan laik, sosyal, hukuk devleti inkılaplarının Türk devrimlerinden neşet etmesidir
Tüm bu satırları kendi kendine kaleme alıp kendinle dertleşmektir melankoli
–Yazar sevdiklerine gözleriyle tebessüm eder-
Oğuzhan Seymen

Bir Cevap Yazın